Dünyada ve Türkiye’de gittikçe artan ve “sessiz pandemi” olarak nitelendirilen obeziteye karşı uzmanlar her fırsatta uyarıyor. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mine Adaş, “Türkiye’nin obezite karnesi çok parlak değil, yaklaşık 20 milyonu geçen sayıda obez birey yaşamakta, ülke olarak ciddi anlamda eylem planına geçmemiz gerektiğini gösteriyor. Mücadele gerçekten zor, inanılmaz bir artışla karşı karşıyayız. 2035 verisine baktığınızda rakam yüzde 55, kıpkırmızı, Türkiye alarm seviyesi, bu çok dramatik bir rakam. Hep moda diyetler var, önemli olan porsiyonları azaltmak, dengeli ve düzenli beslenmek” dedi.
30.08.2023 - 09:00
YAYINLANMA30.08.2023 - 09:00
GÜNCELLEME30.08.2023 - 09:00
YAYINLANMA:30.08.2023 - 09:00
GÜNCELLEME:
Son yıllarda dünyada ve Türkiye’de obezite gittikçe artan
bir sorun olarak öne çıkarken uzmanlar her fırsatta uyarıyor. Türkiye’nin
obezite karnesinin kötü olduğu belirtilirken çocukluk çağından itibaren dengeli
beslenme ve hareketliliğin sağlanmasının yanı sıra obeziteye karşı bilinç
oluşturulmasının önemine dikkat çekiliyor. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma
Hastalıkları Derneği (TEMD) Yönetim Kurulu Üyesi, Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu
Şehir Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniği Sorumlusu
Prof. Dr. Mine Adaş da Dünya Obezite Federasyonu’nun bu yıl yayınladığı Dünya
Obezite Atlası'ndaki Türkiye ile ilgili dikkat çekici tespitleri yorumlarken
önemli uyarılarda bulundu.
“20 MİLYONU GEÇEN
OBEZ BİREY YAŞAMAKTA, EYLEM PLANINA GEÇMEMİZ GEREKİYOR"
Obezitenin estetik bir sorun olarak değil birçok problemi de
beraberinde getirebilen bir hastalık olduğunun bilinmesi gerektiğini aktaran
Prof. Dr. Mine Adaş, “Obezite son dönemlerin en önemli sağlık sorunlarından
biri sadece ülkemiz için değil tüm dünya için ciddi bir halk sağlığı problemi
olarak karşımızda durmakta. Yeni yayınlanan veriler var, Dünya Sağlık
Örgütü’nden, ülkemizden ve çok yeni 2023 yılında Dünya Obezite Federasyonu bir
obezite atlası yayınladı. Baktığınızda Türkiye’nin obezite karnesi aslında çok
parlak değil, biz ülke olarak da değerlendirildiğimiz, Avrupa Bölgesi içinde
obezite oranı en yüksek ülke olarak gözükmekteyiz. Türkiye’de yaklaşık 20
milyonu geçen sayıda obez birey yaşamakta. Obeziteyi kadınlarda daha sık
görüyoruz. Obezitenin artmasındaki en önemli problemlerden bir tanesi de çocukluk
çağındaki obezitenin artması ve oradan gelen yük erişkin döneminde, erişkin
obezitesinin artması olarak da karşımıza çıkmakta. 2023’teki obezite atlasına
baktığımızda 2035 yılına projeksiyonlar yapılmış maalesef kadınlarda 1 numara
olacağımızı gösteriyor. Erkeklerde bu 5’nci sırada gözüküyor. Çocukluk çağı
obezitesine baktığımızda da Macaristan’dan sonra yine 2’nci sırada gözleniyor.
Bizim ülke olarak ciddi anlamda eylem planına geçmemiz gerektiğini gösteriyor.
Genelde estetik bir problem olarak değerlendiriliyor ama obezite bir halk
sağlığı problemi. Sağlık ekonomileri için de ciddi bir yük oluşturuyor, neden;
beraberinde bulunduğu pek çok hastalık var. Hipertansiyon, diyabet,
kardiyovasküler sistem hastalıkları, eklem, safra kesesi hastalıkları, depresyon,
pek çok şeyi bir arada bulunduruyor. Günümüzde konuşulan şöyle de bir konu var;
obezitenin bu mücadelede gerçekten bir hastalık olarak algılanabilmesi için,
obezite terminolojisinde, isimlendirilmesinde yeni bir isimlendirilmeye mi
gidilsin diye tartışılıyor. Baş harfleri İngilizce olarak ABCD (Yağ Dokusu
Temelli Kronik Hastalık) diye isimlendirelim, obeziteli birey demeyelim. Burada
kişileri damgalanmaktan da kaçınmak gerekiyor. Mücadelede daha etkin olabilmek,
gerçekten bir hastalık, halk sağlığı problemi olarak algılayabilmek için
obezite ile ilgilenen bilim insanlarının önerisi” dedi.
“İNANILMAZ BİR
ARTIŞLA KARŞI KARŞIYAYIZ, TÜRKİYE HAKİKATEN ALARM SEVİYESİ"
Dünya Obezite Atlası'nda yer alan veriler ışığında
çalışmalar yapılması ve sağlıklı yaşam şartlarına uygun şekilde davranışlarda
bulunulması gerektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Adaş sözlerini şöyle sürdürdü:
“2035 verisine baktığınızda yüzde 55, kıpkırmızıya da boyamışlar, Türkiye
hakikaten alarm seviyesi, bu çok dramatik bir rakam. Obezite ile mücadele
gerçekten zor, inanılmaz bir artışla karşı karşıyayız. Bazen insanlar
ulaşamayacakları hedefler koruyorlar, '20-30 kilo vermeliyim' diye, yine
hastalarıma söylediğim şey; 1 kilo vermeyi hedefleyin, önce 1 kilo sonra 2’nci,
3’üncü kiloyu verirsiniz. Ulaşılmayacak hedefler koymak insanın moralini
bozuyor, demotive ediyor. En basiti su tüketimini arttırmak, bakıyorsunuz su
tüketimi yerine şeker oranı yüksek, gazlı içecekler tüketiliyor. Yemek yeme
alışkanlıklarımıza dikkat etmemiz lazım. Sağlık sisteminde çok ciddi yük
oluşturan ve pandemi diye nitelendirdiğimiz aslında enfeksöz bir hastalık değil
ama mikrobik bir hastalık gibi salgın, o da obezitenin kardeşi diyabet.
İlkokulda, ortaokulda, lisede öğrencilerin seviyesine uygun bir şekilde
dengeli, düzenli beslenme alışkanlığı edinebilmek, kalori, besinlerin
okuryazarlığı, hareketin bize katkıları, bunların getirisi ve götürüsü ancak
çocukluk çağında öğretilirse iki nesil sonra ancak biz bunun etkisini
görebiliriz. Obezitede hep moda diyetler var. Her zaman bir diyet moda oluyor,
hep duyuyoruz, çeşitli isimler veriliyor veya tekdüze beslenmeler var. Sırf
protein almak, ketojenik diyet sadece sıvı, her şeyden tüketmemiz gerekiyor.
Burada önemli olan; porsiyonları azaltmak, dengeli ve düzenli beslenmek. Hastalarıma
hep söylerim; canınız çok çektiğinde baklava da yiyeceksiniz. Sadece sıvı,
sadece ketojenik beslenme bunlar doğru yaklaşımlar değil, beslenme
alışkanlıkları yine bir diyetisyen kontrolünde düzenlenebilir.”
İHA