Geri

GÜNAHLARIN BEDELİ

00:32:06 | 2021-11-07
Selahattin Çelik
Selahattin Çelik     

“Eksik ölçüp tartanların vay haline ki onlar, insanlardan ölçerek aldıklarında noksansız alırlar. Onlara ölçtüklerinde veya tarttıklarında eksiltirler. Yoksa diriltileceklerini sanmıyorlar mı? Büyük bir günde. İnsanların, âlemlerin Rabbi için kalkacağı günde.”

Kuran’ın daha birçok yerinde alış-verişte hile yapmak şiddetli bir şekilde kınanmıştır. Medyen Kavmi’ne de bu sebepten dolayı azap inmiştir. Çünkü onlar, Hz. Şuayb’ın kendilerine ısrarla yaptığı ikazlara rağmen, bu kötülükten vazgeçmemişlerdi.

Kıyamet gününe dikkat çekilmesi ve büyük bir gün olarak nitelenmesi, bütün insanların ve cinlerin Allah’ın adaleti önüne çıkarılması ve o gün ceza ve mükâfat verilmesi hakkında, kendileriyle ilgili olarak çok önemli bir kararın verileceği gün olmasından dolayıdır.

Medyen Halkı’nın ileri gelenleri, ‘eğer doğruluk, dürüstlük, ahlak ve iyilik gibi hususları temel ilkeler olarak kabul edersek ve uygularsak, tümüyle mahvoluruz. Ticaretimizi doğruluk ve dürüstlük içinde yaparsak ticaretimiz büyümez ve gelişmez. En önemli kervanların geçiş noktası olan şu stratejik konumumuzdan yararlanmayız. Böylece de bölgedeki hâkimiyet ve etkinliğimiz sona erer’ diyorlardı. 

Aynı tavır Hak’tan ayrılan bütün zalim topluluklarda görülmüştür. Mekke müşriklerinde de bariz bir şekilde bu düşünce hâkim idi. Günümüz dünyasında da kuvveti üstün tutan ve bunu hak sahibi olarak gören toplumlarda bu haksız ve zalimce düşünce hâkimdir.

Yalan, hile, aldatma, talan, karaborsa, faiz ve fırsatçılık gibi ahlaksızlıklara başvurmadan ticaret, siyaset ve diğer dünya işlerinin yürütülmesinin imkânsız olduğu düşüncesi, tarih boyunca çökmüş ve iflas etmiş bütün toplumların ortak görüşü olagelmiştir.

Özellikle şirk ve ticari ahlaksızlıkları gibi iki önemli büyük günahları bakımından kavmini ıslah etmek için yaptığı uyarıları dikkate almayan Medyen Kavmi’ne gönderilen Hz. Şuayb, Kendilerinden öncekileri helak eden felaketlerin kendilerini de yakalayacağını söyleyerek kendilerini uyarmıştır. Hatta çok yakınlarında ve çok da kısa sayılabilecek bir süre önce Lut Kavmi’nin başına gelenleri onlara örnek olarak hatırlatmıştır.

Gerçekten de Lut ve Medyen Kavimlerinin yaşadıkları yer ve zaman incelendiğinde, bir birine çok yakın zaman ve mekânlarda hayat sürdürdükleri görülür. Bu iki kavim takriben 600 yıl gibi kısa sayılabilecek bir ara ile bir birine komşu olan bir bölgede yaşamışlardır. Lut kavmi yaşadığı ölüdeniz (Lut Gölü) ile Medyen ve Eyke Halkı’nın yaşadığı Akabe Körfezi ve Kızıldeniz’in doğu bölgeleri arasında sadece birkaç yüz kilometrelik bir mesafe vardır.

Medyen halkı yukarıda bahsedilen gayrimeşru haksız ve çirkin tutumlarını sürdürmekle ısrarlı görünüyorlardı. Üstelik bu kötülüklerini savunuyor, benimsiyorlardı. Kur’an-ı Kerimde bu diyalog şu şekilde devam etmektedir:

“Dediler ki: Ey Şuayb senin namazın atalarımızın yaptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi emretmektedir. Çünkü sen, gerçekten yumuşak huylu, aklı başında reşit bir adamsın!’

Hz. Şuayb ise: ‘Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O’na tövbe edin. Muhakkak ki Rabbin çok merhametlidir, (müminleri) çok sever.’ Dediler ki: ‘Ey Şuayb senin söylediklerinin çoğunu biz kavrayıp anlamıyoruz. Doğrusu biz seni içimizde zayıf da görüyoruz. Eğer yakın çevren olmasaydı, gerçekten biz seni taşa tutar öldürürdük. Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin.’

Dedi ki ‘ey kavmim, size benim yakın çevrem Allah’tan daha mı üstündür ki, O’nu arkanızda unutuvermiş önemsiz bir şey edindiniz. Şüphesiz benim Rabbim yapmakta olduklarımızı sarıp kuşatandır. Ey kavmim, bütün yapabileceklerinizi yapın; kuşku yok ben de yapacağım. Kime aşağılatıcı azap gelecek ve yalancı kimdir yakında bileceksiniz. Siz gözetip durun, ben de sizinle birlikte gözetleyeceğim”

Hz. Şuayb tüm gayretiyle onları uyarıyor, yakında gelecek olan felakete karşı dikkatlerini çekmeye çalışıyordu. Medyen’e de kardeşleri şuayb’ı (elçi olarak gönderdik. Böylece dedi ki: ‘ Ey kavmim, Allah’a kulluk edin ve ahret gününü umut edin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.’ Ancak O’nu yalanladılar; bunun üzerine onları amansız bir sarsıntı yakaladı, böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.”

Medyen Kavminin ceza günü gelip çattığında şiddetli bir depremle sarsıldılar. Büyük bir çığlığa tutuldular. Yerlerinde diz üstü çökmüş, hareketsiz bir durumda kuruyup kaldılar.

BEŞERİYET, DERS ALMIYOR

Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Şuayb’ı ve onunla birlikte iman edenleri kurtardık; o zulme sapanları dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar. Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi, haberiniz olsun, Semud halkına nasıl bir uzaklık verildiyse Medyen halkına da Allah’ın rahmetinden öyle bir uzaklık verildi.”


ETİKET :   köşe yazısıselahattin çelik