Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bilecik’te “Kökümüz Mazide, Gözümüz Atide” programında gençlerle buluştu. Programda 6’lı masanın adaylık tartışmasına değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Muhtar bile olamaz” diyorlardı, ama bu millet bu kardeşinizi Cumhurbaşkanı yaptı. 6’lı masa ne diyor? Aday olamaz diyor. Size rağmen milletim hem aday, hem de Cumhurbaşkanı yapacak. O zaman kilonuz ortaya çıkacak” dedi. Konuşmasında İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik süreçlerine de değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan “Eğer bu teröristleri bize iade etmezseniz 120 kişilik bir liste verdik kusura bakmayın ve tabii bunlar o gün bugün bizimle kendilerine göre yok anayasa değişikliği yaptık, yok şunu yaptık, yok bunu yaptık kendilerine göre dalga geçiyorlar. Bunlar Türkiye’yi tanıyamadılar. Zannediyorlar ki yani 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl önceki Türkiye bugünkü Türkiye değil. Biz icabında Finlandiya ile ilgili farklı bir mesaj verdiğimiz zaman İsveç şok olacak” ifadelerini kullandı.
29.01.2023 - 09:00
YAYINLANMA29.01.2023 - 09:00
GÜNCELLEME29.01.2023 - 09:00
YAYINLANMA:29.01.2023 - 09:00
GÜNCELLEME:
Bilecik Vezirhan'da "Kökümüz Mazide, Gözümüz
Atide" programı kapsamında gençlerle bir araya gelen Cumhurbaşkanı
Erdoğan, şair, romancı ve oyun yazarı Necip Fazıl Kısakürek'in sözlerinin de
yer aldığı, Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi'nin açılışına ilişkin görüntülerin
izletilmesinin ardından yaptığı konuşmada, "Duydunuz, dinlediniz, ne
diyor? Ayasofya açılacak. Ve Ayasofya açıldı mı? Bize nasip oldu mu? Allah'a
hamdolsun. Üstadımızın (Necip Fazıl Kısakürek) mekanı cennet olsun. Görmüş ve
nasibi de bize olmuş" sözlerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlerden aldıkları enerjiyle,
heyecanla, coşkuyla ülkeyi büyütme, milleti güçlendirme mücadelesine daha bir
azimle ve daha bir gayretle sarıldıklarını belirterek, gençlerle her bir araya
gelişinde gençliğine döndüğünü ve ruhen gençleştiğini söyledi.
"MİLLETİM HEM
ADAY YAPACAK HEM DE CUMHURBAŞKANI YAPACAK"
Kendi gençliklerinin bir yandan yoklukla ve yoksullukla, bir
yandan yasaklarla, baskıyla ve kavgayla geçtiğini dile getiren Erdoğan,
"Gençler, unutmayın ben de size aşığım. Milletimizin asırlık yorgunluğunu,
asırlık çilelerini sırtlanan bir gençlik olarak hayata tutunma mücadelesi
verdik. Bu uğurda nice arkadaşımızı ya bedenen ya fikren kaybettiğimiz dönemler
oldu. Hamdolsun tüm bu badireleri atlatarak belediye başkanı, başbakan,
cumhurbaşkanı olarak milletimize hizmet etme şerefine eriştik. Ne diyorlardı?
'Muhtar bile olamaz' diyorlardı. Ama benim milletim bu kardeşinizi, ağabeyinizi
bu ülkede cumhurbaşkanı yaptı. Şimdi altılı masa ne diyor? 'Aday olamaz' diyor.
Size rağmen milletim hem aday yapacak hem de cumhurbaşkanı yapacak. Ve tabii o
zaman kilonuz da ortaya çıkacak. Bakalım kaç kilosunuz" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlerin misafiri olarak bulunduğu
güzel mekanda, şu dönemdeki tecrübesiyle hayata dönüp baktığında Ömer Hayyam'ın
"Ömrümüzden bir gün daha geldi geçti. Derede akan su, ovada esen yel gibi.
İki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok. Daha gelmemiş gün bir, geçmiş gün
iki" sözlerinin aklına geldiğini belirterek, "Evet, biz geçmiş
günleri yaptığımız eser ve hizmetlerle hatırlayarak tarihe havale ediyor,
gelecek günleri de Rabb'imizin takdirine bırakıyoruz" dedi.
Karşısındaki tablonun enerjisini, heyecanını ve coşkusunu
daha da arttırdığına, altılı masaya da bazı mesajlar verdiğine dikkati çeken
Erdoğan, şöyle konuştu:
"Bizim için önemli olan, bugün burada siz gençlerimizle
gönüllerimizi buluşturmuş olmamızdır. Sizlerle burada yaptığımız hasbihalin
lezzeti paha biçilmezdir. Şimdi diyorlar ya, 'Deliler gibi aşığım size'
diyorlar ya, ben de deliler gibi aşığım size. Şu güzel tablo, gençlerimize kem
gözle bakanlara ibret olsun. Şu fotoğraf gençlerimizi, kendi adamlarına
yaptıkları şekilde, ne diyor? Gel deyince gelen, git deyince giden, istedikleri
gibi yönlendirebilecekleri bir güruh sananlara da ibret olsun"
"GENÇLERİMİZE
TÜRKİYE YÜZYILI'NI EMANET EDİYORUZ"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlere güvendiğini vurgulayarak,
şöyle devam etti:
"Hem de öyle bir güveniyoruz ki sizi maziden atiye
kurduğumuz köprünün kilit taşları olarak görüyoruz. Bunun için de siz gençlerimize
hem Cumhuriyetimizin ilk asrının birikimlerini hem de önümüzdeki asrın sembolü
Türkiye Yüzyılı'nı emanet ediyoruz. Hayatı boyunca hep gençlerle yol yürümeyi,
gençlerin önünü açmayı ilke edinmiş bir siyasetçi olarak bugün de aynı
hissiyatla ülkemizin geleceğini sizlerin ellerine bırakıyoruz. Gençlerimize
güvenimizin en büyük ispatı, eğitimden sağlığa, dış politikadan güvenliğe tüm
hizmet alanlarında kurduğumuz güçlü altyapı yanında sizlerin siyasi haklarınızı
kullanabilmenize verdiğimiz önemdir. Seçilme yaşını 30'dan 25'e indiren kim?
Biz indirdik. Ne dedik? Yetmez, seçme ve seçilme olarak 25'ten 18'e kim
indirdi, biz."
CHP'nin "Parlamentoyu çoluk çocuğa mı bırakacağız"
dediğini aktaran Erdoğan, "Bunların mantığı bu, mantalitesi bu. Biz de
dedik ki, 'Biz öyle bir geldik ki bizim ecdadımız Fatih, 18 yaşında bir çağı
kapadı, bir çağı açtı. Onun torunları olarak, bu parlamentoya bu yakışır'
dedik. Ve kanunlar önünde reşit sayılan her bir evladımızın şehrinin ve
ülkesinin geleceğinde söz sahibi olma hakkını da biz gençlerimize teslim ettik.
Bugün ülkemizde siyasi partilerden iş dünyasına kadar her yerde geçmişte hiç
olmadığı kadar çok gencimiz, söz ve karar sahibi konumda yer almaktadır.
Türkiye ortanca yaşı 33 olan bir ülke olarak dünyanın en genç nüfuslu devletleri
arasındaki yerini korumaktadır" değerlendirmesinde bulundu.
"GÖRÜNTÜLÜ
KONUŞMAYI İLERİ TEKNOLOJİ SANANLARI 2023 TÜRKİYE'SİNİ TANIMAYA
ÇAĞIRIYORUM"
Erdoğan, özellikle Batı ülkelerinin hızla yaşlanan nüfusuyla
karşılaştırıldığında bu gençlik aşısının kendileri için hayati öneme sahip
olduğunun altını çizerek, şunları kaydetti:
"Böyle bir nüfusu hala 1940'ların, 1970'lerin,
1990'ların zihniyetiyle yönetmeye talip olmak en başta gençlerimize hakarettir.
Dünyanın bilgi toplumunu geride bırakıp dijitale yöneldiği, yapay zekayı
tartıştığı bir dönemde eski Türkiye vaadiyle sizlerin karşısına çıkanlar ne bu
ülkeyi ne de gençleri tanıyor demektir, tanımıyorlar. Ülkemizin e-Devlet Kapısı
ile kamu hizmetlerinin neredeyse tamamına yakınını dijitale taşıdığından
habersiz olanların zihin dünyaları henüz Cilalı Taş Devri'nden Yontma Taş
Devri'ne geçmenin şaşkınlığını yaşıyor. Görüntülü konuşmayı ileri teknoloji
sananları, 2023 Türkiye'sini tanımaya, ülkemizin özellikle e-Devlet altyapısını
öğrenmeye çağırıyorum Bay Kemal. Rahmetli Özal'ın çok güzel bir sözü vardı.
Özal, bu zihniyet için 'Bizim yaptıklarımıza onların hayalleri bile yetişemez.'
diyordu. Biz de bugün karşımızdakilerin gündemlerine, söylemlerine, duruşlarına
bakıp aynı hissiyata kapılıyoruz."
Aynı kapıdan 6 kişi geçmek isteyenleri gülerek izliyoruz.
Bunlardan hiçbir hayır gelmeyeceğini çok iyi biliyoruz. Dışarıdakiler de bunlardan umudu kesmiş
olmalı ki her gün bir başka küresel medya kuruluşunu devreye sokarak 14 Mayıs
için bizzat sahaya inme ihtiyacı hissettiler.
"DIŞARIDAKİLER
BİLE BUNLARDAN UMUDU KESMİŞ OLMALI Kİ 14 MAYIS İÇİN BİZZAT SAHAYA İNME İHTİYACI
HİSSETTİLER"
Kendilerinin, "Boğaz'ın altından Marmaray'ı ve Avrasya
Tüneli'ni yaptıklarını" söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bunlara
kalsa böyle bir şey yapabilirler miydi? Bu kadar büyükşehir belediye başkanları
var. Eserlerinizi bir ortaya koyun ya, ne yaptınız? Ne yaptınız ya bir görelim?
Yapamazlar. Şimdi Türkiye uzay yarışında, kutup rekabetinde, teknoloji
tasarlama ve geliştirme mücadelesinde yerini güçlendirmenin çabası içindeyken aynı
kapıdan 6 kişi birden geçme kavgası verenleri gülerek izliyoruz. Bunlardan ne
ülkemize ne milletimize ne de siz gençlerimize hiçbir hayır gelmeyeceğini çok
iyi biliyoruz. Dışarıdakiler bile bunlardan umudu kesmiş olmalı ki her gün bir
başka küresel medya kuruluşunu devreye sokarak 14 Mayıs için bizzat sahaya inme
ihtiyacı hissettiler. Güya aleyhimizde yaptıkları yayınlarla gençlerimizin,
kadınlarımızın, milletimizin iradelerini yönlendirebileceklerini düşünüyorlar"
ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan milletin çoktan "yeter"
dediğini dile getirerek, "Geçtiğimiz 20 yılda bize verilen her destek,
emperyalistlerin ve onların maşalarının yüzlerine haykırılmış bir 'yeter'
sözüdür. Biz de bu tarihi meydan okumayı 14 Mayıs'ta bir kez daha 'Yeter, söz
de karar da gelecek de milletindir' diyerek, çok daha yüksek bir seda ile tekrarlamak
istiyoruz" diye konuştu.
Gençlere güvendiğini ve inandığını dile getiren
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Çünkü bunlar, milletten alamadıkları destekle elde
edemedikleri yönetimi, darbecileri kullanarak gasbedip, Menderes'i idam
sehpasına gönderenler; bugün onun 'Yeter, söz milletindir' sözüne sahip çıkmaya
kalkıyorlar. Daha durun bakalım ya siz bunları konuşmazken biz konuşuyorduk.
Siz neredesiniz? Sadece tek parti devrinden beri hayatlarını kararttıkları,
hatta ellerine kanlarını bulaştırdıkları mazlumların ahı bile bunların akıbetini
berbat etmeye yeter" dedi.
"TÜRKİYE'NİN
ÖNÜNÜ ESARETİN ZİNCİRLERİYLE KESMEK İSTEYENLERE İZİN VERMEYİN"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlerden tek talebinin büyük
emekler, fedakarlıklar ve bedeller karşısında teslim edecekleri özgür,
demokrat, kalkınmış, güçlü Türkiye mirasına sıkı sıkıya sahip çıkmaları olduğunu
söyledi.
Yapmanın zor, yıkmanın kolay olduğunu; müktesebatlarında,
yaptıkları tek bir hayırlı iş olmayanların tek bildiği şeyin yıkmak olduğunu
kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, gençlere şöyle seslendi:
"Gençler, özgür Türkiye'nin önünü esaretin
zincirleriyle kesmek isteyenlere izin vermeyin. Gençler, bağımsız Türkiye'nin
ayaklarına prangalar vurmaya kalkanlara asla izin vermeyin. Gençler, askeri
gücüyle, diplomatik maharetiyle, siyasi etki alanıyla eşiğine geldiğimiz
Türkiye Yüzyılı'nı hep birlikte yükseltin. Gençler, ülkemizin kazanımlarına
sahip çıkın, hedeflerine yürümeye kararlılıkla devam edin. Gençler,
hayallerinizden asla vazgeçmeyin. Sizi bunlardan mahrum etmek isteyen içeride
ve dışarıda kim varsa bilin ki geleceğinize kastetmiştir, istiklalinize göz
dikmiştir. Arkalarına aldıkları küresel güçleri göstererek sizi korkutmaya,
yıldırmaya, bezdirmeye çalışan kim varsa Bilecik'i hatırlayın. Anadolu'nun bu
küçük şehrinde Osman Gazi'nin diktiği bir çınarın köklerinin Doğu Roma'yı da
fethederek nasıl dünyanın en büyük, en güçlü devletinin temellerine dönüştüğünü
hatırlayın."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerinin de bu yıl ilk asrı
geride bırakılan Cumhuriyet için aynı hayalleri kurduklarını, bugüne kadar
yaptıklarını, demokrasi ve kalkınma yolunda eksiklerin tamamlanması olarak
kabul ettiklerini anlattı.
"EMPERYALİST
HEVESLERİ YİNE KURSAKLARDA BIRAKMAYA DAVET EDİYORUM"
Türkiye Yüzyılı'yla, ardı ardına yaşanan krizlerle sarsılan
küresel yönetim düzeninde ülkeyi en üst sıralara çıkartacak atılıma
hazırlandıklarını belirten Erdoğan, şunları kaydetti:
"Hazır mısınız? Gelin, 14 Mayıs'ta hep birlikte ortaya
koyacağımız iradeyle bu tarihi şahlanışı birlikte gerçekleştirmeye var mıyız?
Gelin, Türkiye Yüzyılı destanını birlikte yazmaya var mıyız? Gelin, size
devredeceğimiz büyük ve güçlü Türkiye'nin kapılarını birlikte aralayalım. Bir
asır önce bizi Anadolu topraklarına gömeceklerini sananlar vardı. Milli
Mücadele'yle hepsini de hüsrana uğrattık. Bugün de kendi yazdıkları senaryoyu
içimizdeki gafilleri kullanarak üzerimizde uygulamak isteyenler olduğunu
görüyoruz. Sizleri, üstadın deyimiyle Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını
gediğine koyarak bu vahşi emperyalist hevesleri yine kursaklarda bırakmaya
davet ediyorum. Şu gençlik bizimle birlikte olduğunda bu mücadelenin zaferle
neticeleneceğinden şüphe duymuyorum."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Osman Gazi'nin beyliği ilan
ettiğinde, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethettiğinde, Kanuni Sultan
Süleyman'ın ülkenin yönetimini devraldığında, Abdülhamit Han'ın tahta
geçtiğinde, Mustafa Kemal Atatürk'ün Milli Mücadele'yi başlattığında genç
olduklarını anımsattı.
Osman Gazi'nin bir milletin geleceğini inşa etme yükünü
omuzlarına aldığında Şeyh Edebali'nin kendisine, "Ey oğul, artık bundan
sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak
bize, katlanmak sana. Acizlik bize, hoş görmek sana. Anlaşmazlıklar bize,
adalet sana. Ey oğul sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da
unutma, insanı yaşat ki devlet yaşasın. İşin ağır, işin çetin, gücün kula
bağlı. Allah yardımcın olsun" dediğini vurgulayan Erdoğan, gençlerin de
kendi işleri ve hayatlarının beyleri olduğunu vurguladı.
Salondaki gençler, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, "Tek
millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet, bir olacağız, iri olacağız, diri
olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız" sözlerini
tekrarladı.
"İSTANBUL-İZMİR
ARASI 7,5 SAATTİ 3 SAATE İNDİRDİK"
Programın sunuculuğunu yapan Pelin Çift'in, Türkiye Yüzyılı için en büyük hayalini sorduğu Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ben tabii burada şablonu söyleyeyim; Gazi Mustafa Kemal'in ifade ettiği muasır medeniyetler seviyesinin üstüne çıkarmak. Bununla tabii biz bir şeyi yakalıyoruz. Öyle bir mekandayız ki Ertuğrul Gazi buradan bize ön açtı ve ardından Osman Gazi, Fatih... Bütün hepsi kademe kademe bu açılan yoldan yürüdüler ve 600 yıl dünyaya ders verdiler. Dediler ki 'Dünyayı şekillendirme bize ait' Bizim ecdadımız eğer karadan kadırgaları yürüttüyse, bu durup dururken olmadı. Bu bir azmin, bir imanın gereğiydi ve bunlar yapıldı" yanıtını verdi.
Onların ardından giden kendilerinin de Boğaz'ın altından
Marmaray'ı, Avrasya Tüneli'ni geçirdiklerini belirten Erdoğan, "Onlarla da
kalmadık. Gerek Demirel gerek rahmetli Özal köprüleri yaptılar, birinci-ikinci
köprü. Ardından onlar da bizim için bir iz sürümdü. Ne yaptık biz de? Yavuz
Sultan Selim Köprüsü'nü yaptık" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, seçim kampanyası döneminde CHP'nin
çadırına selam vermek için gittiğinden bahsederek, oradakilerle arasında geçen
diyaloğu şöyle anlattı:
"Tam da çadırın kurulu olduğu yerden Yavuz Sultan Selim
Köprüsü'nü görüyorsun. Bizim Huber'in orada. Ne deseler bana beğenirsiniz? 'Bu
köprüyü yaptınız güzel de peki bunun adını niye Yavuz Sultan Selim Köprüsü
koydunuz?' Yavuz Sultan Selim, bizim için bir tarih. O bir tarih yazdı ve öyle
bir tarih ki onun atının üzerinde yürüdüğü çamur için kaftanına oradan
sıçrayacak çamuru kendisi için bir şeref layihası gördü. Böyle baktı. Onların
bıraktığı izler bizim için bir şereftir. Dolayısıyla onların anılması gerekir.
Bu sizi niye rahatsız ediyor? 'Kusura bakmayın. Biz bu ismi unutturmayacağız.
Sizin derdinizin de ne olduğunu biz biliyoruz.' dedim. 'Neden oraya bu ismin
verilmesinden rahatsız olduğunuzu da biliyoruz. Rahatsız olsanız da olmasanız
da biz Yavuz'u unutturmayacağız.' Bak, dedim 'Biz Osman Gazi'yi de
unutturmayacağız.' Hani İstanbul-İzmir arasına Osmangazi Köprüsü'nü yaptık,
oraya da onun adını verdik ya, o da bunları rahatsız ediyor. Bunlarla da asla
kalmayacağız. Ve dedim, 'Siz Genel Başkanınıza söyleyin de İstanbul-İzmir arası
7,5 saatti. Şimdi bu 7,5 saatlik yolu biz 3 saate indirdik.' 3,5 saat
İstanbul'dan çıkıyorsun, yollar muhteşem, varıyorsun."
Bunlarla da kalmayacaklarının altını çizen Erdoğan,
"Çok daha ilginç; biz dağları dele dele aynen nasıl Türkiye'nin bir
ucundan diğer ucuna bu şekilde gidiyorsak, bunun dışında daha birçok yerler,
şurada Bilecik'e gelirken bile dağlar nasıl delinmiş. Nasıl tünellerden geçtik,
gördünüz. Bu tüneller olmasaydı nerelerden dolaşacaktık? Dağlardan. Ama biz
aşığız, biz dertliyiz. Onun için de bu tünelleri açarak hamdolsun buralara
geldik. Hala da devam ediyoruz, hala da devam edeceğiz. Bu konuda bizimle zaten
yarışmaları da mümkün değil" diye konuştu.
İSVEÇ'TE KUR'AN-I
KERİM'İN YAKILMASI
Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha sonra gençlerin sorularını
yanıtladı. Osmangazi Üniversitesi Tarih Bölümü 4. sınıf öğrencisi Emrah
Otay'ın, İsveç Kralı Demirbaş Karl'ın 5 yıl Osmanlı Devleti'ne sığındığını,
Osmanlı Devleti'nin de kendisini en iyi şekilde ağırlayarak misafirperverliğini
gösterdiğini anımsatması ve "Siz de yaptığı yardımlardan dolayı İsveç'in
Osmanlı'ya gönderdiği teşekkür mektubunu İsveç Başbakanı'na hediye ederek,
'Tarih ibret alınırsa tekerrür etmez' demiştiniz. Ancak Cumhurbaşkanım bunlar
sanırım çok ibret almamışlar. İsveç Başbakanı sizin söylediklerinizi pek
anlamamış gibi duruyor. Neler söylemek istersiniz" demesi üzerine Erdoğan,
şunları kaydetti:
"İşte, orada tabii bir eksik var. İsveç Başbakanı
Osmanlıcayı bilmiyor, Türkçeyi hiç bilmiyor. Biz tabii kendisine bunları bu
şekilde anlattık. Dedik ki 'Bak, eğer siz illa NATO diyorsanız, NATO'ya
girebilmeniz için bu teröristleri bize iade edeceksiniz. Eğer bu teröristleri
bize iade etmezseniz, 120 kişilik bir liste verdik, kusura bakmayın.' Tabii
bunlar o gün bugün bizimle kendilerine göre 'Yok anayasa değişikliği yaptık,
yok şunu yaptık, yok bunu yaptık.' kendilerine göre dalga geçiyorlar. Bunlar
Türkiye'yi tanıyamadılar. Zannediyorlar ki 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl önceki
Türkiye bugünkü Türkiye. Değil. Bak, ben bu akşam buradan bir şey söyleyeyim;
biz icabında Finlandiya'yla ilgili farklı bir mesaj verebiliriz. Finlandiya'yla
ilgili farklı mesajı verdiğimiz zaman İsveç şok olacak. Ama Finlandiya da aynı
yanlışı yapmaması lazım."
ERDOĞAN, İSVEÇ'TE
KUR'AN-I KERİM'İN YAKILMASINA İLİŞKİN DE ŞÖYLE KONUŞTU:
"Ziyarete geldiklerinde de doğrusu ben Başbakanı olumlu
bir insan olarak gördüm ama maalesef yani Kitabullah'ı, Kur'an-ı Kerim'imizi
affedersin yakacaklar, etrafında da kimler var? Korumalar var, polisler var. Ya
benim ecdadım Osmanlı; İncil, Tevrat, böyle bir şeyi yakma eylemine girenleri
inim inim inletmiş. Yani şu anda Türkiye olarak, onlar böyle yaptı diye biz
karşıtını mı yapalım? Hayır, biz yapmayız. Bizim aldığımız terbiye bu değil.
Farklıyız biz. Onlar Kur'an'ımızı yakmak suretiyle İslam'ı mı bitirdiler?
Kitabullah'ın koruyucusu Rabb'imizdir. Bunlar sadece cibilliyetlerinin ne kadar
bozuk olduğunu gösterdiler. Aynı şeyi Danimarka yaptı. O da aynı, değişen bir
şey yok. Ama biz dik duracağız, sağlam duracağız ve Kitabımıza, aynen nasıl ki
Peygamber Efendimiz, 'Onun koruyucusu Allah'tır.' buyurdu, biz de şu anda
biliyoruz ki koruyucusu Allah'tır. Elimizden geleni her zaman yapacağız."
Gençlere seslenerek, dünyada milyonlarca hafız olduğunu
unutmamalarını söyleyen Erdoğan, "Niye? Kur'an-ı Kerim'in işte bunlar
koruyucularıdır. Bu, Allah'ın izniyle kıyamete dek bu şekilde de devam edecek.
Bunlar cahil, sapık. Zannediyorlar ki 'Biz Kur'an-ı Kerim'i yaktık, iş bitti'
Bitmez. Kur'an-ı Kerim bizim hafızalarımızda kayıtlı. Buralarda kayıtlı. Bizim
imanımızı çok daha güçlü hale getirecek" ifadelerini kullandı.
"SELATİN-İ
OSMANİYE'NİN HEPSİ AYRI BİR ÖNEME HAİZ"
Gençlerin sorularını yanıtlayan Erdoğan'a, Afyon Kocatepe
Üniversitesi Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi Birce Akkuş, Time dergisinde
yayımlanan "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Osmanlı İmparatorluğu
sevgisi dünyayı neden kaygılandırmalı" başlıklı yazıya işaret ederek,
"Aynı yazıda Ayasofya'nın tekrar camiye dönüştürülmesi ve doğal gaz
keşifleri tehlike olarak bildirildi. Aynı zamanda örnek aldığınız liderin Yavuz
Sultan Selim olduğunu iddia ediyorlar. Sizin favori bir padişahınız var
mı" sorusunu yöneltti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Favori padişah kimdir"
şeklindeki bir soruya cevap aramanın hakikaten çok zor olduğunu ve Selatin-i
Osmaniye'nin hepsinin ayrı bir öneme haiz olduğunu vurgulayarak, "Ertuğrul
Gazi'nin durumu farklı, Osman Gazi'nin durumu farklı. Geliyoruz Fatih'in durumu
farklı, Yavuz'un, Kanuni'nin farklı farklı geliyor. Sultan Abdülhamid Han'a
kadar hepsinin ayrı ayrı özellikleri var. Hiç beğenmedikleri Vahdettin'in dahi
kendine has özellikleri var. Biz onları hep rahmetle anıyoruz. Onlar bizim
hepsi favorilerimizdir. Rabbim mekanlarını cennet eylesin diyor, dualarımızı bu
şekilde yapıyoruz ve özellikleriyle de kendilerini anıyoruz" diye konuştu.
Ege Üniversitesi Tarih ve Gazetecilik bölümleri öğrencisi
Abdülhamit Aktaş'ın, Osmanlı Devleti'nin mimarisine sanat tarihi açısından
bakıldığında yapıların kendine has bir mimarisi bulunduğunu, AK Parti'nin 20
yıllık iktidar sürecinde yaptığı kamu daireleri, okul, hastane ve mescitlerin
de şahsına münhasır bir mimarisi olduğunu anlatarak yönelttiği "Bu, sizin
bir hassasiyetiniz mi" şeklindeki sorusuna Erdoğan, şu cevabı verdi:
"Şunu çok açık, net söyleyeyim. Osmanlı mimarisine ben
hayranım. Şu anda birçok mimarlarımız modern mimariyle de birçok eserler ortaya
koyuyorlar. Fakat biz dönemimizde yaptığımız eserlerde, Osmanlı mimarisini hep
kendimize örnek aldık. Eserlerimizi de bu şekilde yaptık. Mesela ilk
camilerimizden bir tanesi Mimar Sinan Camii olmuştur, İstanbul'da. Eser olarak
o bizim ilk eserimizdi ve gayet güzel de inşa edildi. Ardından Büyük Çamlıca
Camii'ni yaptık. Büyük Çamlıca Camii de yine aynı şekilde, açık-kapalı bölümler
olmak üzere yaklaşık 60 bin kişi kapasitesi olan bir cami ama gelenlerin
hepsinin de hayran kaldığı bir cami. Ankara'da Melike Hatun Camii'ni yaptık. O
da yine Osmanlı mimarisiyle yaptığımız bir camiydi ve çok ilgi toplayan bir
cami. Aynı şekilde şu anda mesela Levent'te ki Levent bölge olarak maalesef
mabetsiz bir yerdi, oraya da şimdi Barbaros Hayrettin Paşa Camii'ni yapıyoruz.
O da yaklaşık 30 bini filan cemaat olarak alabilecek bir cami. Barbaros
Hayrettin Paşa Camii'nin de özelliği, bulunduğu yerden, sahilde Deniz Müzesi
var. Deniz Müzesi'nin oraya kadırgalar indirilmiş. Caminin de orada olması,
çevrede şu anda çok çok olumlu ses, yankı uyandırdı."
RAMİ KÜTÜPHANESİ'NE
GELEN ÖĞRENCİ SAYISI 50 BİNİ BULDU
Osmanlı mirası olan Rami Kışlası'nı kütüphaneye
çevirdiklerini anımsatan Erdoğan, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un
buraya büyük önem verdiğini söyledi. Kışlanın iptidai bir durumda olduğunu dile
getiren Erdoğan, "Çünkü ben gıda sektörü oraya taşındığında orada
çalıştım. Hal-i pürmelali çok kötüydü" ifadelerini kullandı.
Rami Kütüphanesi'ne gelen öğrenci sayısının zirve yaptığına
işaret ederek, Bakan Ersoy'a "40 bini aştı mı" diye soran Erdoğan,
aldığı cevap üzerine, öğrenci sayısının 50 bini bulduğunu aktardı.
Erdoğan, kütüphaneye gelen öğrencilere çay, simit, kek ve
kahvenin ücretsiz verildiğini, öğrencilerin halden memnun olduklarını dile
getirerek, "Bunu söylerken modern mimariye asla karşıyım filan diye bir
şey yok. Modern mimari noktasında da eserler bu arada yapıldı, yapılıyor ve
yapılacaktır tabii" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sorusunu cevaplamasının ardından,
liderlerin tarihte özellikleriyle anıldığını, kendi şahsında Erdoğan'ın
özelliğinin de "vefa" olduğunu ifade eden öğrenci Abdülhamit Aktaş,
"Bugün tarih temalı bir toplantıdayız. Her tarihçi çırağı gibi evimde
benim de kitaplarım ve notlarım var ama bir tane ufak kağıt var ki o benim için
çok önemli. Bu 33 yıl önce sizden bana gelmiş olan, daha doğrusu babama bir
not. İzninizle bunu size takdim etmek isterim" diyerek, üzerinde not yazılı
kağıdı Erdoğan'a iletti.
"BİZDEN
DİZİLERLE İLGİLİ ANLAŞMA YAPMA YOLUNA GİDENLER VAR"
Yeni mezun olarak üniversite sınavına hazırlanan Nilay Tekin
ise Erdoğan'ın Türkiye'nin dizi ve sinema sektöründe geldiği noktayı birçok kez
anlattığına işaret ederek, "Sizin tarihi diziniz ve favori diziniz var
mıdır" sorusunu yöneltti.
Sunucu Pelin Çift'in, "Diriliş Ertuğrul'u izliyordunuz
evvelden" sözü üzerine Erdoğan, "Şu anda da yine Ertuğrul'dan sonra
malum devam ediyor. Şu anda Barbaros gündemde. Barbaros da bayağı ilgi odağı
haline geldi, geliyor. Malum bir de Gönül Dağı var. Yani TRT olsun, ondan sonra
diğer kanallarda bu eserler artık bayağı ilgi uyandırmaya başladı. Körfez'de,
Latin Amerika'da özellikle bizim bu tarihi diziler çok ilgi uyandırıyor.
Zannediyorum uyandırmaya da devam edecek. Çünkü şey istemeye başladılar. Yani
bizden dizilerle ilgili anlaşma yapma yoluna gidenler var" şeklinde
konuştu.
Erdoğan, katılımcılardan Mustafa Yıldırım'ın, sosyal medyada
gündeme gelen "Karne hediyesi et" haberini hatırlatıp, "Bir
kanalda yayınlanan haberde küçücük bir çocuğun karne sevincini belki de reyting
uğruna istismar eden bir olaya şahit olduk. Muhalefet de deyim yerindeyse bu
olaya hemen atladı. Röportajın tamamı yayınlandığında ise küçük çocuğa bu
cümlelerin muhabir tarafından söyletildiği anlaşıldı. Gerçekler ortaya çıkınca
muhalefet suspus oldu ama atılan tweetler kesinlikle silinmedi. Muhabir işten
kovuldu. Küçük bir çocuk üzerinden böyle bir haber yapmanın, bunu yaymanın,
siyaset yapmanın herhangi bir cezası var mıdır" sorusu üzerine, şunları
söyledi:
"Bu konuyla ilgili Adalet Bakanlığımızın takibi de var.
Aynı şekilde bizim takiplerimiz var. Tabii yani bu çok çok hakikaten
şahsiyetsiz bir yaklaşım. O yavrunun kimliğiyle, kişiliğiyle oynamaları kabul
edilebilir bir şey değil. Yani hiçbir çocuğa, yavruya, böyle bir ödül,
alıştığımız şeyler değil. Yok böyle bir şey. Ama bu tabii o kameraman kadının
veya kızın neyse ne kadar bu işte hem cahil hem de yapısı itibarıyla bozuk
olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim o kanal da onun zaten iş akdini feshetmiş.
Tabii olan o yavruya oldu. Onun geleceği üzerinde kim bilir nasıl yansımaları
olacak. Ama annesi yavruya sahip çıkması halinde inşallah yavruda bir
psikolojik ters tepki meydana getirmemiş olur."
"ULUSLARARASI
SİYASET DÜRÜSTLÜK ÜZERİNE İNŞA EDİLMELİ"
Programın soru-cevap bölümünde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a son
soruyu tarihçi-yazar Prof. Dr. Tufan Gündüz yöneltti.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, "Bugün Sovyetler bizim
müttefikimiz olabilir ama onun hep böyle devam edeceğini kimse garanti edemez.
Sovyetler'in hakimiyeti altında bizim kardeşlerimiz yaşıyorlar. Bir gün onlar
bağımsız olacaklardır. Biz ülke olarak buna hazır olmalıyız. Ancak bu hazırlık
durup beklemek değildir. Onlarla dil ve din kardeşliğimiz var, bunu görmeliyiz
ve tarihi olayların bizi ayırdığı kardeşlerimizle bütünleşmenin yollarını
aramalıyız" sözlerini hatırlatan Gündüz, 1990'lı yıllarda Sovyetler
Birliği'nin dağıldığını ve Türk Cumhuriyetlerinin kurulduğunu ancak Türk
Cumhuriyetleriyle ilişkilerin gelişmesinde çok yavaş bir sürecin işlediğini
ifade etti.
Son 20 yılda bu sürecin zirve noktaya taşındığını, bu
süreçte kendisini en çok heyecanlandıran 3 konu olduğunu dile getiren Gündüz,
"Birincisi Azerbaycan'ın yüzde 30 topraklarının kurtarılması. İkincisi
Semerkant'ta yapılan toplantıda daha üst düzey bir ilişkiye evrilmesi konusunda
aldığınız kararlar. Ve üçüncüsü Fransa Cumhurbaşkanına şaka gibi de olsa 'Sayın
Macron, istiyorsanız sizi de Türk birliğine alalım.' sözünüz oldu. Bu söz beni
o kadar çok heyecanlandırdı ki geleceğe dönük bir ümide kapıldım. Siz Türk
Cumhuriyetleriyle güçlü bir siyasi ittifakın, birlikteliğin, belki de Turan'ın
gerçekleşeceğine inanıyor musunuz" sorusunu yöneltti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu soru üzerine, şunları kaydetti:
"Aslında Fransa'nın başındaki zat, inanın o devletin
başında olma müktesebatına sahip değil. Bakın bunlar şu anda Afrika ülkelerini
sömürüyorlar. Mali, şu anda Fransa'yla tamamen kopma durumunda. Burkina Faso
süre verdi, 'Sana bir ay müsaade. Bir ay sonra biz burada Fransız askeri görmek
istemiyoruz.' dedi. Ve öyle zannediyorum ki Togo, onlar da gönderecekler. Ve
Afrika'da itibarını süratle kaybediyor. Kendileriyle biz de birçok
görüşmelerimiz, uluslararası toplantılarda filan oldu ama dürüst değil. Açık
konuşuyorum. Şu anda bizim bu konuştuklarımızın hepsi oraya varacak. Ama dürüst
değil, biz de istiyoruz ki yani uluslararası siyaset dürüstlük üzerine inşa
edilmeli. Dürüstlüğün olmadığı yerde itibar olmaz. Tabii dünyada buna benzer
liderler çok. İşte Akdeniz'de bu Yunanistan'la olan ilişkilerde maalesef Türkiye'yi
görmezlikten gelip onlarla farklı ilişkilere giriyorlar. Ve kendisine benim
-özel benim dünyamda kalsın- söylediğim çok farklı ifadeler var. Bir insan
kendini olgunlaştıracak, oluşacak vesaire. Şu anda parlamentoda kendi itibarını
kaybetti. Sadece başkanlık görevinde kaldı. Fransa devamlı itibar kaybediyor,
uluslararası camiada da itibar kaybediyor."
RUSYA'YLA İLİŞKİLER,
S400 VE F-35 MESELELERİ
Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkilere değinen
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Rusya'yla bizim ilişkilerimizde karşılıklı bir itibar
var, saygı var. Benim Sayın Putin'le ilişkilerim dürüstlük üzerinedir.
Tataristan'dan Dağıstan'a vesaire bütün bu bölgelere varıncaya kadar, bizim
oralardaki ricalarımızın bir karşılığı var. Şu anda Suriye'nin kuzeyindeki
gelişmelerde tabii istediğimiz neticeyi her ne kadar alamıyorsak da ama diyoruz
ki 'Gelin şimdi üçlü bazı toplantılar yapalım.' Nedir bunlar? İşte üçlü olarak
Rusya, Türkiye, Suriye bir araya gelelim. Hatta hatta İran'ı da buna
katabiliriz. İran da gelsin. Görüşmelerimizi bu şekilde yapalım ve bölgeye bir
huzur gelsin. Bölge şu andaki yaşadığı sıkıntıları yaşamasın. Ve burada da biz
netice aldık, alıyoruz ve alacağız."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, S400 konusuna ilişkin ise
"S400'ler konusunda bizi çok tehdit edenler oldu; 'İlla S400'leri
vereceksin.' Hayır vermeyiz. S400'leri biz aldık. Şu anda bizim cebimizde ama
siz bize verdiğiniz sözü yerine getirin. Nedir o? Şimdi biz F-16'larla ilgili,
biz sizden bunu istiyoruz ama siz vermiyorsunuz. F-35 dediniz, sözünüzde
durmadınız. Parasını yaklaşık 1 milyar 400 milyon ödeme yaptığımız halde siz
bunun bize karşılığını vermiyorsunuz. Vermiyorsanız, o zaman bunun da bir
bedeli olacak. Biz yani bir Müslüman Türk olarak verdiğimiz sözde dururuz ama
karşımızdakilerden de bunu bekleriz" değerlendirmesinde bulundu.
"TÜRK CUMHURİYETLERİYLE
MÜNASEBETLERİMİZİ EN GÜZEL ŞEKİLDE SÜRDÜRÜYORUZ"
Türk Cumhuriyetleriyle ilişkilerin her geçen gün arttığını
belirten Erdoğan, "Bizim başta Azerbaycan olmak üzere yani hiçbir zaman yalnız
bırakmadık, bırakmayacağız. Sadece tabii Türk Cumhuriyetleri değil aynı zamanda
bizim şu anda özellikle güneyde Libya'yla ilişkiler konusunda da aynı
kararlılıkla onların huzuru için de elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Türk
Cumhuriyetlerinde de yani Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan,
Tacikistan hepsiyle münasebetlerimizi en güzel şekilde sürdürüyoruz, sürdüreceğiz"
ifadelerini kullandı.
Programın soru-cevap bölümünün ardından müzisyen ve besteci
Yücel Arzen ve orkestrası, "Sakarya" türküsünü seslendirdi. Ardından
"Dombıra"nın bestecisi, Kırgız halk ozanı Arslanbek Sultanbekov,
"Osman Bey" parçasını söyledi.
AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Eyyüp Kadir İnan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, Necip Fazıl Kısakürek'in Milli Türk Talebe Birliği'nde verdiği "Ayasofya Hitabesi" konferansının orijinalinin CD'ye çekilmiş halini takdim etti.
Erdoğan, bunun üzerine, "Gençler, Eyyüp bey size
hazırlıklar yaptı. Çıkışta kitapları alacaksınız değil mi? Safahat ile Gençlik
ve Spor Bakanlığının hazırlamış olduğu Mustafa Kutlu'nun, onun dışında Necip
Fazıl'ın var, Nurettin Topçu'nun vardı galiba, bir de Ali Fuat Başgil'in de
Gençlerle Baş Başa" ifadelerini kullandı.
HABER MERKEZİ