Geri

SÖZDE İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARINA…

00:00:27 | 2021-04-30
Murat Kat
Murat Kat     

Son senelerde Türkiye’de sanki “İnsan Hakları, Demokrasi ve Özgürlük” yokmuşçasına birileri kendilerini “İnsan Hakları, Demokrasi ve Özgürlük Savunucusu” ilan edip uluslararası küresel güçlerle birliktelik sağladılar. Ve her fırsatta uluslararası ağabeylerine Türkiye’yi şikâyet edip, Avrupa’nın kapalı lobi odalarında destek aradılar.

Kimi zaman bu destek Avrupa Birliği kriterlerinde Türkiye’nin karşısına çıktı, kimi zamanda devletlerarası iyi niyet görüşmelerinde. Hatta konu o kadar dallanıp, budaklandı ki Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre karara bağlanmış mahkeme dosyaları bile Avrupa Birliği İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı. Gerekçeleri de hep “İnsan Hakları ihlali” oldu.

Kiminde Türk yargısının sonucu kabul edilerek ret edildi, kiminde de itiraz kabul gördü. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti dünyada “İnsan Hakları, Demokrasi ve Özgürlük” ihlali olan devletlerarasında sonuncu sırada olabilecek kadar ihlalin az yaşandığı bir devletti.

Neden mi? İnsanına insan gibi davranan ve yargı önünde herkesi “dil, din, ırk, mezhep, renk, cinsiyet” ayırmaksızın eşit tutan bir devlet iken “Sözde İnsan Hakları, Demokrasi ve Özgürlük Savunucuları”nın çaldığı davullarla “ihlalci” bir devlet durumuna geldi.

Sözde davul çalar gibi “ihlal” var diyenlere baktığımda ya İmralı Palas’ta misafir ettiğimiz eli kanlı teröristbaşına “tecrit” uygulanıyor derken gördüm ya da anadilde eğitim – öğretim hakkı derken veya okullarda okunan Andımızın kaldırılması için kampanya başlatıp basın bildirisi okurken veya terörist cenazesinde veya da “Hepimiz Ermeni’yiz, Hepimiz Hrant’ız!” derken.

Örnekleri çoğaltırım çoğaltmasına da hiç gereği yok. Ama gerçekleştirilen çalışmaların ortak noktası hep aynı. O da devleti ve devletin kurumlarını hedef alan ne kadar çalışma varsa hepsinde yer almaları. Düşünüyorum, hatta hafızamı yoklamamı bırakın, basın bültenlerini tarıyorum farklı bir çıkışlarını göremiyorum. Hepsinde devleti ve devletin kurumları hedef çıkıyor.

Düşünsenize ya! Hrant Dink’in vurulmasının ardından bir anda Taksim Meydanı’na sanki önceden organize olmuş gibi toplanıp “Hepimiz Ermeni’yiz, Hepimiz Hrant’ız!” diye slogan atan veya hepsi aynı fabrikada üretilen pankartları taşıyan grubun içindeki “Sözde İnsan Hakları, Demokrasi ve Özgürlük Savunucuları”nı.

Bu arada Hrant Dink’in öldürülmesini doğal karşılamam veya sevinmem gibi bir durum imkânsız olduğu gibi suçlu kimse adalet önünde cezalandırılsın ve hatta sakın ola sakın affedilmesin! Benim kızdığım nokta bu faaliyetlerde “İnsan Hakları Maskesi” adı altında kendilerini “İnsan Hakları, Demokrasi ve Özgürlük Savunucusu” ilan eden bu zatları neden teröristlerin kurşun sıkarak şehit ettiği ŞEHİT’imizin cenazesinde göremeyişimdir.

Onlara göre bölücü terör örgütüne karşı yapılan operasyonda “Şehit” düşen askerimizin “İnsan Hakları” yoktur. Yani onlar teröristler için hak ve hukuk ararlar ve onların “İnsan Hakları” ihlal edilmiştir. Yalan mı? Ya bir düşünün!

(Devamı yarın dijital gazetede…)

 

İKİYÜZLÜ İNSANLAR

Bir dönem Kocatepe’de her gün Şehitimizi son yolculuğa uğurlamak için saflar tutulurken bir tane “Sözde İnsan Hakları Savunucusu” çıkıp “bu insan haklarının ihlali demektir, lanet olsun!” diyemedi. Diyemez tabii kendileri Kocatepe’nin yolunu hiç bilmezler. Nerden bilsinler ki! Anca devleti, milleti hedef alan ve polis, asker, sivil vatandaş, kadın – erkek, genç – yaşlı demeden önüne geleni “Şehit” eden bölücü terör örgütü mensuplarına karşı yapılan operasyonları protesto ederler ve teröristler için kurulan taziye çadırlarını ziyaret ederler.

ONLAR ŞEHİTLİĞİN YOLUNU BİLMEZLER

Şehit anaları her anneler gününde Şehitlikte oğullarının mezartaşını okşayıp – severken bir tane “Sözde İnsan Hakları Savunucusu”na rast geldiniz mi? Elbette gelemezsiniz ki onlar Şehitliğin yolunu bilmezler. Bilseler zaten kimlerin “İnsan Hakları”nın ihlal edildiğini, kimlerin “özgürlüğü”nün elinden alındığını anlarlar. Ama işlerine gelmiyor.  Eğer gerçekten “İnsan Hakları, Demokrasi ve Özgürlük savunucusu” olsalar teröristler tarafından 9 Temmuz 1987’de Diyarbakır’ın Hani Kırım Köyü’ne düzenlenen saldırıda “Şehit” edilen beşikteki bebenin hakkını ararlar. Ya da Şırnak’ın Peçenek Mezrası’nda “Şehit” edilen çocukların veya Başbağlar’da yapılan katliamda “Şehit” edilen kadınlarımızın, çocuklarımızın haklarını ararlar.


ETİKET :  köşe yazısımurat kat