Bazen insan gitmek ister, ama gidemez. Kaçamadığı için değil, ardında bıraktıklarının ağırlığını sırtında taşıdığı için. Aile, çoğu zaman kök gibi görünür, ama bazen fark etmeden zincire dönüşür. İşte o zaman asıl mesele "kalmak mı gitmek mi?" gibi görünse de aslında değildir. Buradaki en ağır şey kaldığın yerde olmanın yükünü her defasında yeniden taşımaktır.
Dışarıdan bakıldığında hayat devam ediyor. Evlilikler, taşınmalar, kariyer değişiklikleri… Herkes bir şeylerin peşinde koşuyor, yeni kapılar açıyor, yeni şehirlerde hayatlar kuruyor kendine. Sen ise bir süre sonra fark ediyorsun: Başkalarının hayatı ilerliyor, seninki sanki duruyor. Bir adım atacak olsan, arkanda bıraktıklarından dolayı duyduğun suçluluk, sessizce omzuna çöküyor.
Oysa kimse biraz bencilce duran şu soruyu sormuyor: "Ben kalırsam ne olacağım?"
Aileye sadakat çoğu zaman sevgi sanılıyor. Oysa bazen yalnızca öğretildiği için devam ettirilen bir görev duygusu. Gitmek cesaret istiyorsa, kalmak da bedel ister. Ama kimse kalmanın bedelini görmez; gitmenin "nankörlük" olduğunu söylerler, kalmanın neye mal olduğunu değil.
Aslında insan, ailesini bıraktığı için değil, kendini ertelediği için eksilmeye başlıyor içten içe. Dışarıdan olgun, içeriden hep yarım. Bu yüzden de devamlı “arkada kalmışlık” duygusu hisseder. Ama bu başkalarının ilerlemesini kıskanmaktan değil; "senin kendi hayatına hiç başlamamış olmandan" doğuyor.
Bir noktada fark ediyorsun: Kalmak ile gitmek arasındaki farkı...
"Burada olmak bana neye mal oluyor?"
"Kendimi seçmediğim her gün, kim için yaşıyorum?"
Ve en zoru şu:
"Ben kendimi seçmezsem, benim yerime kim seçecek?"
Belki de büyümenin en acılı tarafı bu: Ailenin iyiliğini isterken kendi hayatını beklemede bırakmak. Kimsenin seni zincirlemediği bir zincirin içinde tutulmak. Kaçmadığın halde özgür hissetmemek.
Ve işte o zaman anlıyorsun…Kalmayı da gitmeyi de güçleştiren şey, yer değil: Orada olmanın anlamını her seferinde yeniden taşımak...
29.03.2026 - 23:24
21.03.2026 - 20:01
19.03.2026 - 21:22
15.03.2026 - 20:14
14.03.2026 - 06:26
08.03.2026 - 06:08
05.03.2026 - 21:05
01.03.2026 - 16:39
28.02.2026 - 19:27
22.02.2026 - 19:48
21.02.2026 - 18:50
15.02.2026 - 20:02
13.02.2026 - 21:23
08.02.2026 - 19:40
07.02.2026 - 05:59
01.02.2026 - 09:11
31.01.2026 - 19:10
25.01.2026 - 16:37
24.01.2026 - 05:27
18.01.2026 - 20:42
17.01.2026 - 07:48
11.01.2026 - 13:49
11.01.2026 - 13:49
10.01.2026 - 12:02
04.01.2026 - 19:13
03.01.2026 - 15:56
28.12.2025 - 17:33
27.12.2025 - 15:32
21.12.2025 - 18:22
19.12.2025 - 21:21
14.12.2025 - 20:11
13.12.2025 - 16:28
07.12.2025 - 19:19
06.12.2025 - 05:41
30.11.2025 - 20:25
29.11.2025 - 19:52
23.11.2025 - 20:20
22.11.2025 - 05:51
16.11.2025 - 20:12
15.11.2025 - 20:36
09.11.2025 - 19:51
08.11.2025 - 14:19
02.11.2025 - 11:26
01.11.2025 - 12:48
26.10.2025 - 20:35
19.10.2025 - 19:03
18.10.2025 - 16:33
12.10.2025 - 15:14
11.10.2025 - 06:50
05.10.2025 - 08:11
04.10.2025 - 07:38
28.09.2025 - 16:33
27.09.2025 - 05:21
21.09.2025 - 10:19
20.09.2025 - 06:35
14.09.2025 - 17:45
13.09.2025 - 13:53
07.09.2025 - 05:33
06.09.2025 - 05:38
31.08.2025 - 07:32
30.08.2025 - 06:26
24.08.2025 - 11:29
23.08.2025 - 19:21
17.08.2025 - 19:58
16.08.2025 - 18:34
10.08.2025 - 19:24
09.08.2025 - 18:00
03.08.2025 - 05:34
02.08.2025 - 06:49
27.07.2025 - 07:04
26.07.2025 - 07:41
20.07.2025 - 05:27
19.07.2025 - 07:50
13.07.2025 - 07:11
11.07.2025 - 21:15
06.07.2025 - 20:14
05.07.2025 - 11:24
29.06.2025 - 19:51
27.06.2025 - 21:05
22.06.2025 - 06:43
21.06.2025 - 08:09
15.06.2025 - 05:19
08.06.2025 - 05:48
07.06.2025 - 06:35
01.06.2025 - 05:43
31.05.2025 - 11:50
25.05.2025 - 05:52
24.05.2025 - 05:41
18.05.2025 - 05:43
17.05.2025 - 15:15
11.05.2025 - 05:53
10.05.2025 - 06:15
04.05.2025 - 06:29
03.05.2025 - 06:21
20.04.2025 - 06:00
19.04.2025 - 06:00
13.04.2025 - 06:00
11.04.2025 - 06:00
06.04.2025 - 06:00
05.04.2025 - 06:00
30.03.2025 - 06:00
28.03.2025 - 06:00
22.03.2025 - 06:00
21.03.2025 - 06:00
15.03.2025 - 06:00
14.03.2025 - 06:00
08.03.2025 - 06:00
08.03.2025 - 06:00
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir