28 Şubat 2026 sabahına bütün Dünya olarak aslında çok beklenen bir gerginlikle başladık. Amerika ve İsrail, İran’a karşı operasyon başlatırken İran'ın ise karşılık verdiğini ve savaş alanını genişlettiğini gördük. En basitinden Dubai, Riyad vb. yerlerde patlayan bombaların sebebini bu olarak açıklamak ise mümkün. Bu çatışma hali 24 saati geçmeden Molla Rejiminin bir numaralı figürü Ali Hamaney’in öldürüldüğü haberini aldık. Bu durum; Amerika ve İsrail’in dersine iyi çalıştığı, İran’ın daha doğrusu Molla Rejiminin tükenmenin kıyısında gezdiğini göstermekte. Peki bu Türkiye için bir fırsat mı doğuracak yoksa kaos mu bilemiyoruz. Ancak gerçeklere göre hareket etmek gerekiyor. Belli ki molla rejiminin yok edileceği bir döneme girmekteyiz.
***
Rejim çöktüğü takdirde İran’ın etnik temelli bir parçalanmaya uğraması, spekülatif bir senaryo olmaktan öte, demografik gerçekler ve tarihi dinamiklerin mantıksal sonucudur. Güney Azerbaycan (Tebriz merkezli), Sistan-Belucistan, Kürt coğrafyası, Kaşkay Türkleri, Güney Türkmenistan bölgesi ve Fars platosundan müteşekkil çekirdek devlet şeklinde tezahür etmesi muhtemel bu süreç, 2026 itibarıyla mevcut etnik dağılım, periferik ayrılıkçı hareketler ve merkezi otoritenin çöküş senaryolarıyla uyumludur. Mülteci akınına odaklanmak yerine, asıl jeopolitik riskleri terör sızmaları, güç boşluğu ve sınırlarımızda yeni aktörlerin ortaya çıkması soğukkanlı bir analize tabi tutmak gerekmektedir. Bu çerçevede meseleyi Türkiye’nin milli çıkarları ve bölgesel hegemonya perspektifinden ele almak, duygusal tepkilerden uzak bir zorunluluktur.
***
Parçalanma senaryosu; Türkiye için kendiliğinden bir başarı değil, ancak ustaca yönetilmesi halinde 21. yüzyılın en önemli jeopolitik fırsatlarından birini temsil etmektedir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan stratejik derinlik doktrini, burada yeniden yorumlanmalıdır: Zayıf düşen bir komşunun enkazını pasif gözlemlemek değil, onu Türkiye merkezli bir güç mimarisi doğrultusunda yeniden yapılandırmaktır. Bu yaklaşım, emperyal bir vizyonu çağrıştırmaktan ziyade, klasik realist uluslararası ilişkiler teorisi bağlamında rasyonel bir güç maksimizasyonu stratejisi olarak anlaşılmalıdır.
***
Analitik olarak değerlendirildiğinde: Güney Azerbaycan’ın bağımsız veya geniş özerk bir yapıya evrilmesi, Bakü-Ankara eksenini Hazar Denizi’ne taşıyarak Karadeniz-Hazar koridorunda kesintisiz bir Türk stratejik bütünlüğü oluşturacaktır. Kültürel ve ekonomik entegrasyon mekanizmaları ile bu bölge, Türkiye’nin yumuşak güç alanına dönüştürülebilir; bu, Pan-Türkist romantizm değil, somut nüfuz politikasıdır. Kuzey Azerbaycan ile Güney Azerbaycan arasındaki meselelerin bir an önce Türkiye tarafından çözüme ulaştırılması ve tatlıya bağlanması Türkiye’nin asli görevlerinden biri olarak ortaya çıkmaktadır.
***
Kaşkay ve Güney Türkmenistan bölgeleri, enerji ulaşım hatları ve tarımsal kaynak potansiyeli bakımından doğal müttefik konumundadır. Bu alanlarda sınırlı askerî varlık, stratejik yatırımlar ve garantörlük mekanizmaları yoluyla Türkiye, yeni oluşacak siyasal birimlerin varlığını ve istikrarını belirleyen hegemonik aktör hâline gelebilir. Güney Türkmen bölgesinin Sünni ve Oğuz Türkü temelli olması ise Türkiye’nin elini ciddi bir şekilde rahatlatmaktadır.
***
Kürt coğrafyası ise en yüksek risk unsuru olarak gözükmektedir. PJAK ile bağlantılı yapıların güçlenmesi, Türkiye’nin iç güvenliği ve toprak bütünlüğü açısından doğrudan tehdit oluşturmaktadır. Suriye tecrübesinden çıkarılan dersler uyarınca, İran sınırında tampon bölge tesis edilmesi ve mutlak anti-terör şartı dayatılması elzemdir. Belucistan ve Fars çekirdeği ise dengeleyici unsurlar olarak işlev görebilir. Belucistan’da istikrarlı bir oluşuma dolaylı destek, Çin-Pakistan eksenini dengeleme imkanı sunarken; Farsi merkezli bir yapıya kontrollü geçiş sürecinde arabuluculuk rolü üstlenmek, kalıcı bir rakip yerine pragmatik ve bağımlı bir komşu yaratacaktır.
22.03.2026 - 21:01
15.03.2026 - 21:15
08.03.2026 - 21:24
02.03.2026 - 21:15
22.02.2026 - 21:14
15.02.2026 - 21:05
08.02.2026 - 21:06
01.02.2026 - 21:12
25.01.2026 - 21:56
18.01.2026 - 21:03
11.01.2026 - 21:07
04.01.2026 - 21:03
21.12.2025 - 21:03
14.12.2025 - 21:22
07.12.2025 - 21:10
30.11.2025 - 21:11
23.11.2025 - 21:11
16.11.2025 - 21:05
12.10.2025 - 21:03
05.10.2025 - 21:22
28.09.2025 - 21:18
21.09.2025 - 21:05
14.09.2025 - 21:04
07.09.2025 - 21:09
02.09.2025 - 21:14
31.08.2025 - 21:01
24.08.2025 - 21:06
17.08.2025 - 21:11
10.08.2025 - 21:34
02.08.2025 - 21:09
30.07.2025 - 21:24
28.07.2025 - 19:37
06.07.2025 - 19:47
29.06.2025 - 21:06
22.06.2025 - 21:16
15.06.2025 - 20:48
08.06.2025 - 21:06
01.06.2025 - 21:05
25.05.2025 - 21:08
18.05.2025 - 21:08
11.05.2025 - 21:13
04.05.2025 - 21:19
27.04.2025 - 21:04
20.04.2025 - 06:00
13.04.2025 - 06:00
06.04.2025 - 06:00
30.03.2025 - 06:00
23.03.2025 - 06:00
16.03.2025 - 06:00
09.03.2025 - 06:00
02.03.2025 - 06:00
23.02.2025 - 06:00
16.02.2025 - 06:00
10.02.2025 - 06:00
02.02.2025 - 06:00
26.01.2025 - 06:00
21.01.2025 - 06:00
12.01.2025 - 06:00
05.01.2025 - 06:00
29.12.2024 - 06:00
15.12.2024 - 06:00
08.12.2024 - 06:00
01.12.2024 - 06:00
17.11.2024 - 06:00
10.11.2024 - 06:00
03.11.2024 - 06:00
27.10.2024 - 06:00
20.10.2024 - 06:00
13.10.2024 - 06:00
06.10.2024 - 06:00
29.09.2024 - 06:00
22.09.2024 - 06:00
15.09.2024 - 06:00
08.09.2024 - 06:00
01.09.2024 - 06:00
25.08.2024 - 06:00
20.08.2024 - 06:00
12.08.2024 - 06:00
04.08.2024 - 06:00
28.07.2024 - 06:00
21.07.2024 - 06:00
14.07.2024 - 06:00
07.07.2024 - 06:00
30.06.2024 - 06:00
23.06.2024 - 06:00
19.06.2024 - 06:00
09.06.2024 - 06:00
02.06.2024 - 06:00
19.05.2024 - 06:00
12.05.2024 - 06:00
05.05.2024 - 06:00
28.04.2024 - 06:00
21.04.2024 - 06:00
14.04.2024 - 06:00
10.04.2024 - 06:00
07.04.2024 - 06:00
01.04.2024 - 06:00
24.03.2024 - 06:00
17.03.2024 - 06:00
10.03.2024 - 06:00
03.03.2024 - 06:00
25.02.2024 - 06:00
18.02.2024 - 06:00
12.02.2024 - 06:00
06.02.2024 - 06:00
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir