Yaş kemale erince zamanın seyri insana rüzgâr gibi geliyor. Hele kemalden zevale dönünce yaş, işte ona söylenecek sözü bulmaya çalışıyorum ama öylesine güzel anlatımlar var ki sözlerimin özellikle türkülerimizin, şiirlerimizin gerisinde kalacağını biliyorum. Bir istiareyle ömrün ağaca benzetilerek söylendiği şu mısralardaki ahenkle ve buluşlarla başlayalım söyleşiye:
“Güz mü geldi rengin soluk
Ne tez yaprak döktün ömrüm
Hep ağlarsın boynun bükük
Gözyaşın derya mı ömrüm”
***
Çankırı yöresine ait Seyfi Doğanay’ın bu güzel türküsünü dinlerken geçmişin acılı sancılı günleri geliyor aklıma. Bir hüzündür tutturuyorum doğrusu. Başlangıcından içinde bulunulan zamana dek geçen süreye ömür diyoruz ya. Dahası olmasına rağmen geçen günlere kimi zaman ahlanıp vahlanıyoruz. Menzile ne kadar kaldığını bilmiyoruz ancak hiç olmazsa kalan mesafeyi adımlarken irademizde olanını değerlendirmek, olmayanına rıza göstermek yolun sonunda hayıflanmalarımızı azaltacak, anlayabilsek…
“Düne ait ne varsa dünde kaldı cancağızım
***
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım” diyor Mevlana. Geçen, geçiyor; giden gelmiyor. Gidenin yerinden memnun olduğundan mıdır, yolculuğu kalanlara ibret olsun diye midir düşünmek lazım. Zira “Çok seneler geçti dönen yok seferinden.” Bunun içindir ki yeni şeyler söylemek lazım; eskiden ders alınarak söylenirse hayra, değilse Mevla’m kayıra. İki kapılı bir handa menzile yetişmek için gece gündüz gidiyoruz. Usta bir sanatçının elinden çıkmış halı motifi gibi öz dokusunun farkında olanlarca ömürlerini ilmik ilmik güzele ören hayatlar için, söylenmesi değer ifade eden bir kelam: “Baki kalan bu kubbede hoş bir sada imiş.”
***
“Şu kısacık hayatta” diye başlıyoruz bazen sözlerimize. Merdivenin üst basamaklarından hangisinden aşağı bakarsak bakalım, basamakları bir çırpıda nasıl çıkmış olduğumuza şaşıyoruz. Sonra dönüp kendimizle hesaplaşmaya başlıyoruz; keşke’lerimize yanıp iyi ki dediklerimize dayanıp türkülerimizi uçuruyoruz rüzgârda. Merdivenin alt basamaklarında heybemizi, iyi ki dediğimiz alçakgönüllülükle, bir yetimin başını okşamakla, bir garibin yarasına merhem olmakla, bir mazlumun feryadına yetişmekle, topluma yararlı olmakla, velhasıl erdemle, iyiliklerle doldurabilmişsek “geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer” evet, o zaman Hayâlî’ce hoş bir nağme, keyfime değme. Yukarıda kaç basamak kaldığını bilmiyoruz hatta bulunduğumuz basamakta ne kadar kalacağımızı da. Ve hepsi topyekûn bir an. Yunus’un dediği gibi:
“Ana rahminden geldik pazara
Bir kefen aldık indik mezara”
***
Ömür dediğimiz bazen “uzun, ince bir yol”, bazen bir nefes kadar kısa; neresinden baktığımıza bağlı hayata… Çocukluğumuz, gençliğimiz; uçarılığımız, duruluğumuz; yalanımız, yanlışımız; riyalarımız, rüyalarımız; sahibi olduğumuzu sandığımız, elimizden kaçırdıklarımıza yandığımız sahnelere, salondaki seyirci rolüyle varıyoruz bulunduğumuz fasılda. Hatırımızdan çıkanlar ise bizde olmasa da defterimizde kayıtlı. “Sarı çizmeli Mehmet Ağa” misali ödenecek hesabın arifesindeyiz. Deliye sormuşlar ömür nedir diye, “varıyoruz” diye cevap vermiş; veliye sormuşlar aynı soruyu, “arıyoruz” demiş. Aramak ve varmak arasındaki sır. “Her kim ki olursa bu sırra mazhar, dünyaya bırakır ölmez bir eser” diye bir soluk bırakmış Veysel de.
“Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibi.”
***
Yunus’ça söylenmiş hayat hanı, ömür anı; hayatı hoyratça harcamış olsak da salihçe yaşamış olsak da bulunduğumuz basamağın kıymetini fark etmek lazım. Işığa meyyal kalan ömür olur yar; karanlıktaysa hâlâ gözü ağyar, özü ağyar…
20.03.2026 - 21:06
10.03.2026 - 21:14
28.02.2026 - 21:15
20.02.2026 - 21:03
10.02.2026 - 21:19
31.01.2026 - 21:49
22.01.2026 - 21:17
10.01.2026 - 21:25
30.12.2025 - 21:19
20.12.2025 - 21:08
10.12.2025 - 21:18
27.11.2025 - 21:04
07.11.2025 - 21:08
27.10.2025 - 21:08
17.10.2025 - 21:28
07.10.2025 - 21:35
27.09.2025 - 21:10
07.09.2025 - 21:10
27.08.2025 - 21:07
16.08.2025 - 21:08
08.08.2025 - 21:36
27.07.2025 - 20:58
17.07.2025 - 20:25
07.07.2025 - 21:18
27.06.2025 - 21:13
16.06.2025 - 19:33
07.06.2025 - 21:08
27.05.2025 - 21:08
18.05.2025 - 21:09
07.05.2025 - 21:11
28.04.2025 - 21:06
17.04.2025 - 06:00
07.04.2025 - 06:00
27.03.2025 - 06:00
17.03.2025 - 06:00
07.03.2025 - 06:00
28.02.2025 - 06:00
18.02.2025 - 06:00
08.02.2025 - 06:00
27.01.2025 - 06:00
18.01.2025 - 06:00
07.01.2025 - 06:00
27.12.2024 - 06:00
17.12.2024 - 06:00
07.12.2024 - 06:00
27.11.2024 - 06:00
17.11.2024 - 06:00
07.11.2024 - 06:00
27.10.2024 - 06:00
17.10.2024 - 06:00
07.10.2024 - 06:00
29.09.2024 - 06:00
17.09.2024 - 06:00
07.09.2024 - 06:00
27.08.2024 - 06:00
17.08.2024 - 06:00
07.08.2024 - 06:00
27.07.2024 - 06:00
17.07.2024 - 06:00
07.07.2024 - 06:00
27.06.2024 - 06:00
17.06.2024 - 06:00
07.06.2024 - 06:00
27.05.2024 - 06:00
17.05.2024 - 06:00
07.05.2024 - 06:00
27.04.2024 - 06:00
20.04.2024 - 06:00
07.04.2024 - 06:00
27.03.2024 - 06:00
17.03.2024 - 06:00
07.03.2024 - 06:00
27.02.2024 - 06:00
17.02.2024 - 06:00
07.02.2024 - 06:00
27.01.2024 - 06:00
17.01.2024 - 06:00
07.01.2024 - 06:00
27.12.2023 - 06:00
16.12.2023 - 06:00
06.12.2023 - 06:00
27.11.2023 - 06:00
16.11.2023 - 06:00
10.11.2023 - 06:00
27.10.2023 - 06:00
17.10.2023 - 06:00
07.10.2023 - 06:00
27.09.2023 - 06:00
17.09.2023 - 06:00
07.09.2023 - 06:00
27.08.2023 - 06:00
16.08.2023 - 06:00
07.08.2023 - 06:00
26.07.2023 - 06:00
17.07.2023 - 06:00
07.07.2023 - 06:00
27.06.2023 - 06:00
17.06.2023 - 06:00
08.06.2023 - 06:00
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir