Divan Edebiyatı’mızda şairin kendine, nefsine, özüne hitap şeklinde dile gelen “gönül” kavramı, sıklıkla karşılaştığımız bir muhasebedir. Maddi aşktan ilahi aşka ulaşma yolunda çekilen ve tercih edilen yolculukta “gönül”, şairin bizzat kendi özüdür. Edebiyatımızda Farsça “dil, derûn”, Arapça “kalp, hâtır” sözcükleriyle, Türkçe “ yürek” sözcüğüyle karşılanan “gönül”le ilgili şiirleri kısa bir yazıda anlatabilmenin imkânı olmasa da deryadan bir nefes ferahlayalım:
“Etse Nef’î n’ola ger gönlüyle dâim bezm-i has
Hem kadeh hem bâde hem bir şûh sâkîdir gönül”
***
Bir hiciv ustası olan Nef’î’nin bu beytinde “gönül” edebi sanatlarla karşımıza çıkıyor. “Gönül” şairin hem kendisidir hem arkadaşıdır. “Gönlümle her zaman özel sohbet etsem bunda kötülük aranır mı? O sohbet meclisinde gönül, hem kadeh hem içki hem neşeli, işveli içki sunan güzeldir.”
***
Maddi aşk yanında ilahi aşkın uçarı kuşu da “gönül”dür. Öyle ki kimi beyitlerde gönül, Allah’ta yok olma anlamına gelen fena makamına ulaşmış bir âşık olarak ele alınmıştır. 16. yüzyıl şairlerimizden “Leylâ vü Mecnûn” mesnevisi ile bilinen Divan Edebiyatı’nın en büyük şairlerinden Fuzûlî’ye kulak verelim:
“Bahr-i ışka düşdüm ey dil lezzet-i cânı unut
Bâliğ oldun gel rahimden içdüğün kanı unut”
***
“Ey gönül, aşk denizine düşünce can lezzetini unut, buluğa erdin ana rahminden içtiğin kanı unut.” şeklinde gönlüne seslenerek onun artık hakiki sevgiliyi bulduğunu, madde olan cana meyletmemesini ve dünya nimetleri olan mâsivâdan sıyrılmasını istemektedir. İnsan, maddeden kurtulunca fenafillaha erişmiş olur. Gönül de can lezzetinden geçince fenafillaha ulaşıp hakiki sevgilide yok olmuştur.
***
Fuzûlî belki de ömrünün sonlarına doğru yazdığı bir şiirinde gönlüne seslenerek ömrünün muhasebesini yapmaktadır. Şair, adeta ikinci bir âşık olarak düşündüğü gönlüne seslenerek ömrünü güzel sevmekle geçirdiğini; güzel peşinde koşmaktan ibadete vakit bulamadığını ve ömrünü bu şekilde tamamladığını; artık yaşlandığını ve gönül aynasını kötülüklerden, kirlerden kısaca masivadan arındırması gerektiğini söyler. Eğer ömründen bir dem kalmış ise aşka tövbe edip kalan ömrünü bağışlanmayı dileyerek geçirmesi gerektiğini nasihat eder:
“Ey gönül mutlak ibâdet kılmayıp ömrün tamâm
Eyledin sevdâ-yi zülfi her perî-ruhsâra sarf
Saç ağardı gel yeter mir'at-i kalbin tîre kıl
Ömrden bir dem ki kalmış eyle istiğfâra sarf”
***
Aşkın verdiği ızdırapla paramparça olan âşığın gönlü, artık bünyesinde yanan aşk ateşine tahammül edememekte ve katre katre kan olup gözyaşı şeklinde dökülmek istemektedir:
Aslında âşığın gönlünün paramparça olması, onun kaderinin bir sonucudur. Ezel kâtipleri âlemde herkese bir kısmet yazdıklarında âşığa da yüz parçalı gönülden bir parça yazmışlardır:
“Muharrirler yazanda her kime âlemde bir rûzî
Bana her gün dil-i sâd-pâreden bir pâre yazmışlar”
***
Divan Edebiyatı’mızın son büyük şairi olarak kabul edilen Şeyh Galip’in gönlüne sitem eden meşhur Terci-i Bend’inden günümüz Türkçesi’ne çevirdiğimiz bir bölümle ummandan bir damlacık diye nitelendirilebilecek gönül sohbetimizi noktalayalım:
“Ey gönül, ey gönül! Neden bu makamda gam dolusun sen
Gerçi virane isen de tılsımlı bir definesin sen.
Meleklere secde etmeleri buyurulan saygıdeğer bir varlıksın sen.
Bildiğin gibi değil, sen bütün varlıklardan daha üstünsün.
Ruhsun. Cebrail’in üfürmesiyle ikizsin sen.
Hak gerçeğinin sırrısın sen, Meryem oğlu İsa misali.”
Gönül adamı olmak hepimize nasip olsa keşke… İnsan olma, varlığın sırrına erme bu olsa gerek…
31.03.2026 - 03:07
21.03.2026 - 00:06
11.03.2026 - 00:14
01.03.2026 - 00:15
21.02.2026 - 00:03
11.02.2026 - 00:19
01.02.2026 - 00:49
23.01.2026 - 00:17
11.01.2026 - 00:25
31.12.2025 - 00:19
21.12.2025 - 00:08
11.12.2025 - 00:18
28.11.2025 - 00:04
18.11.2025 - 00:05
08.11.2025 - 00:08
28.10.2025 - 00:08
18.10.2025 - 00:28
08.10.2025 - 00:35
28.09.2025 - 00:10
08.09.2025 - 00:10
28.08.2025 - 00:07
17.08.2025 - 00:08
09.08.2025 - 00:36
27.07.2025 - 23:58
17.07.2025 - 23:25
08.07.2025 - 00:18
28.06.2025 - 00:13
16.06.2025 - 22:33
08.06.2025 - 00:08
28.05.2025 - 00:08
19.05.2025 - 00:09
08.05.2025 - 00:11
29.04.2025 - 00:06
17.04.2025 - 09:00
07.04.2025 - 09:00
27.03.2025 - 09:00
17.03.2025 - 09:00
07.03.2025 - 09:00
28.02.2025 - 09:00
18.02.2025 - 09:00
08.02.2025 - 09:00
27.01.2025 - 09:00
18.01.2025 - 09:00
07.01.2025 - 09:00
27.12.2024 - 09:00
17.12.2024 - 09:00
07.12.2024 - 09:00
27.11.2024 - 09:00
17.11.2024 - 09:00
07.11.2024 - 09:00
27.10.2024 - 09:00
17.10.2024 - 09:00
07.10.2024 - 09:00
29.09.2024 - 09:00
17.09.2024 - 09:00
07.09.2024 - 09:00
27.08.2024 - 09:00
17.08.2024 - 09:00
07.08.2024 - 09:00
27.07.2024 - 09:00
17.07.2024 - 09:00
07.07.2024 - 09:00
27.06.2024 - 09:00
17.06.2024 - 09:00
07.06.2024 - 09:00
27.05.2024 - 09:00
17.05.2024 - 09:00
07.05.2024 - 09:00
27.04.2024 - 09:00
20.04.2024 - 09:00
07.04.2024 - 09:00
27.03.2024 - 09:00
17.03.2024 - 09:00
07.03.2024 - 09:00
27.02.2024 - 09:00
17.02.2024 - 09:00
07.02.2024 - 09:00
27.01.2024 - 09:00
17.01.2024 - 09:00
07.01.2024 - 09:00
27.12.2023 - 09:00
16.12.2023 - 09:00
06.12.2023 - 09:00
27.11.2023 - 09:00
16.11.2023 - 09:00
10.11.2023 - 09:00
27.10.2023 - 09:00
17.10.2023 - 09:00
07.10.2023 - 09:00
27.09.2023 - 09:00
17.09.2023 - 09:00
07.09.2023 - 09:00
27.08.2023 - 09:00
16.08.2023 - 09:00
07.08.2023 - 09:00
26.07.2023 - 09:00
17.07.2023 - 09:00
07.07.2023 - 09:00
27.06.2023 - 09:00
17.06.2023 - 09:00
08.06.2023 - 09:00
BİR CEVAP YAZ
E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir